0

Paris Anlaşması ve Sınırda Karbon Düzenlemesinin Enerji ve Sanayi Sektörüne Etkileri

Toplantının açılışında konuşan İSO Yönetim Kurulu Üyesi ve Sürdürülebilirlik Platformu Başkanı Mustafa Tacir, AB Yeşil Mutabakatı’nın temelde bir dış politika enstrümanı olduğunu söyledi. İklim değişikliğinin küresel bir sorun olduğunu belirten Tacir, Avrupa küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 10’undan daha azını temsil ettiğinden, yalnızca kendi kıtasında aldığı önlemlerin yeterli olmadığının farkına vardığını ve iklim değişikliği ile mücadeleyi ticaretin koşulu olarak belirlediğini anlattı. Tacir, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı yeni bir dönemin başladığını bunun da yeşil ekonomi çağı olduğunu ekledi.

Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın uzun vadeli etkisinin altını çizen Tacir, bunun en önemli itici güçlerinden birinin elektrifikasyon olacağını dile getirdi. Tacir, “Avrupa, artan yenilenebilir elektrik ihtiyacını karşılamak için önümüzdeki on yıllarda komşu bölgelerden güneş ve rüzgar enerjisi ithalatına güvenebilir. Avrupa Yeşil Mutabakatı, 2030 yılına kadar 40 cigavatt yenilenebilir hidrojen elektrolizörü kurmayı amaçlayan bir hidrojen stratejisi içermektedir. Ülkeler şimdiden bu sektör için stratejiler geliştirmeye başladı. Ülkemiz bu değişimin dışında kalamaz. İklim değişikliği etkilerini azaltmak, rekabet gücümüzü korumak için karbonsuz bir dünyaya ayak uydurmalıyız. Bugünden yeşil hidrojen üretimi ile ilgili stratejiler belirlemeli ve araştırma çalışmalarına devlet desteği sağlamalıyız” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’nı onaylamasının tam zamanında ve çok olumlu bir gelişme olduğuna değinen Tacir, artık müzakerelerde ellerinin daha güçlü olacağını dile getirdi. Şimdiye kadar emisyon azaltımı için her ülkenin kendi çıkarlarını göz önüne aldığına işaret eden Tacir, tarihsel sorumluluğa sebep olan ülkelerin iklim değişikliğinin sonuçlarından etkilenen ülkelere finans sağlamasının en adil yol olduğunu ekledi.

Bu amaçla Türkiye’nin çıkarları için gelişmekte olan bir ülke olduklarını bir kez daha savunacak ve finansman olanaklarından yararlanma şansı bulacaklarını aktaran Tacir, bir dönüm noktasının aşıldığını ancak Türkiye için her şeyin yeni başladığını vurguladı. Tacir, topyekun alışkanlıklarımızın değişeceği, tüketicilerin daha yeşili talep edeceği, daha temiz üretim için teknolojinin değişeceği, dijitalleşmenin artacağı, yeni iş modellerinin geleceği ve yeşil işlerin artacağı bir döneme hazır olmaları gerektiğini söyledi.

Panelde konuşan Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden Doç. Dr. İzzet Arı, Kyoto Anlaşması’nın iklimle mücadelede önemli bir ilerleme olduğunu ancak çok başarılı olmadığı için Paris İklim Anlaşması’na ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Paris İklim Anlaşması’nın yaşayan bir anlaşma olduğunu aktaran Arı, ülkelerin emisyon azaltım rakamlarını gönüllü olarak verdiğini dile getirdi. Arı, 192 taraf ülkenin 160’dan fazla beyan sunduğunu ve Anlaşma’nın hedeflediği ısınmanın 1.5 derece artışla sınırlandırmadan çok uzakta olduklarını kaydetti.

Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’nı ilk imzalayan ülke olmasına karşın, gelişmiş değil gelişmekte olan ülke olarak teyit edilmesini istediğini ifade eden Arı, Türkiye’nin karbon salımı ile ilgili tarihi sorumluluğunun düşük olduğunu ve çok azaltım beklentisi içinde olunmaması gerektiğini aktardı. Türkiye’nin kalkınma hakkından vazgeçmek istemediğini söyleyen Arı, tüketim bazlı kişi başı emisyonların üretimi geçtiğini ve Türkiye’nin tüketen bir ülkeye dönüştüğünü ekledi. Arı, Türkiye’nin sanayide ve enerjide dönüşüm yapsa dahi tüketimde de dönüşüm yapmadan emisyon yapamayacağını vurguladı.

Bursa Uludağ Üniversitesi’nden Prof. Dr. Güray Salihoğlu ise Avrupa Birliği’nin bir emisyon ticaret sistemi olduğunu ancak yeterli olmadığını söyledi. AB’nin Yeşil Mutabakat ile karbon nötr ilk kıta olma iddiasını ortaya koyduğunu belirten Salihoğlu, kendi içinde yeni bir ekonomik model geliştirdiğini aktardı. 14 Temmuz’da açıklanan 55’e Uyum paketi ile 2030 hedeflerini açıklayan Avrupa Birliği’nin planladığı 13 düzenleme içinde sınırda karbon düzenlemesinin de olduğunu anlattı. Salihoğlu, böylece Avrupa’nın ilk kez kendi sınırlarının dışına da müdahale edebilecek girişimde bulunmuş olduğunu ve ekonomik ve politik araçları kullanacağını gösterdiğini dile getirdi.

Avrupa Birliği’nin aslında karbona bir fiyat koyduğunu ancak istenen sonuç elde edilemeyince hedefini yükselttiğini söyleyen Salihoğlu, kendi sanayisinin başka ülkelere göç etmesini istemediği için sınırda karbon düzenlemesini uyguladığını anlattı. Salihoğlu, bu uygulama ile başka ülkelerden gelir elde etmekten çok kendi sanayisini korumayı hedeflediğini belirtti. Avrupa Birliği’nin ekonomisinden bir şey kaybetmeden sanayisini dönüştürmek istediğini vurgulayan Salihoğlu, bu konuda Türkiye’den ithal ettiği ürünlerin kendisi için küçük ama Türkiye için önemli bir miktar olduğunu hatırlatarak konunun Türkiye için önemine de değindi.

TSE Çevresel Gözetim ve Doğrulama Müdürlüğü Baş Doğrulayıcı Berna Bildik, karbon salımı ile ilgili firmaların nasıl hareket etmesi gerektiğine dair ayrıntılı ve teknik bilgiler verdi. Firmaların üç yıl içinde tesis emisyonlarını izlemeleri gerektiğini belirten Bildik, ölçümün doğrulayıcı kuruluşlar tarafından doğrulanması gerektiğini söyledi. Sınırda karbon düzenlemesinde gerçek emisyon değerlerinin istendiğini bu olmuyorsa varsayılan değerlerin kullanılacağını dile getiren Bildik, varsayılan değerlerin genelde gerçekten daha yüksek olduğunu ifade etti.

Kuruluşların bir raporlama ve emisyon izlemesi yapması gerektiğini vurgulayan Bildik, doğrulanmış verilerini görünür kılan şirketlerin puantajlarının da yüksek olacağını anlattı. Bildik, firmalara kendi çalışanlarını ve bilgi birikimlerini bu konuda geliştirmelerini tavsiye etti.

Related Posts

Call Now Button
Sohbeti Başlat